Misyon

Gücünü Türk millî kültüründen alan Gazi Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı, kendi kültür ve sanatı ile Müzik kültürünü özümsemiş, geleneksel karakteriyle gelecek kuşaklara aktarabilen, genel insanlık kültürü ve sanatından haberdar olan, ulusal ve uluslar arası alanda saygın ve nitelikli sanatkârlar yetiştirmeyi hedeflemiştir.

Vizyon

Gazi Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı, değerli bir miras olan Türk müzik kültürü ve sanatı konusunda ulusal ve uluslar arası alanda saygın ve tercih edilen sanatkârlar, bilim ve sanat insanları yetiştiren;  bilim ve sanat etkinlikleri ile iline, ülkesine ve dünyaya ışık saçan bir bilim ve sanat kurumu olmayı hedeflemiştir.

2010 yılında kurulan Gazi Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı, Ses Eğitimi, Çalgı Eğitimi ve Müzikoloji olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır.

2011-2012 Eğitim-Öğretim yılında yapılan sınavlar sonucu Çalgı Eğitimi Bölümüne 15, Ses Eğitimi bölümüne 12, Müzikoloji Bölümüne 5 öğrenci alınarak Konservatuvarımızda lisans eğitimi başlatılmıştır.

Aynı dönemde, yüksek lisans ve doktora programları açılmış; yüksek lisansa 15, doktoraya 7 öğrenci alınarak lisansüstü öğretime de başlatılmış; Gazi üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı böylelikle Türkiye’de çok ihtiyaç duyulan ve yıllarca ihmal edilmiş bulunan Türk müziği alanında akademisyenler yetiştirme görevini de üstlenmiştir.

Mûsikî, insanla birlikte var olan ve insanlık tarihiyle başlayan fîtrî bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanî duyguların ifadesinde en mükemmel ve en tesirli bir anlatım aracı olan müziğin tarihi de bu bakımdan insanlık tarihi kadar eskilere uzanır. Değişik milletlere ait müziklerin tetkikinde gelenek, görenek, mizaç ve duyguların çok açık bir şekilde müziğe yansıdığı görülmektedir. Bu da her milletin  karakter ve kimliğini yansıtan millî bir müziğin var olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu sebeple; bir milletin millî kimliğinin oluşum süreci ile kültürel kimliğini ve bunları meydana getiren temel dinamikleri güzel sanatların en başında gelen müzikte görmek mümkündür.

7000 yıllık Türk tarihinin, kurganlar ve diğer kazı alanlarından elde edilen bulgulara göre, M.Ö. 5. bine kadar uzanan bir Türk müziği geçmişi vardır. Bu zaman zarfında yetişen Türk müziği ustaları gerek müzik nazariyatı ve gerekse beste sahasında birbirinden değerli çok önemli eserler vücûda getirmişlerdir.

Türk insanının fîtrî yapısında var olan kahramanlık, civanmerdlik, şecaat, dürüstlük gibi hasletlerinin hemen yanında yer alan bir diğer önemli özelliği de estetik ve san’ata olan duyarlılığı ve bağımlılığıdır. Türkler din olarak islamiyeti seçtikten sonra fîtrî yapılarında var olan bu değerleri islamiyetle bütünleştirerek İslam dininin asırlarca en büyük hamisi olurken, müziği eğlencelerinde, askerî alanlarda kullandıkları gibi islamiyete hizmet yolunda da kullanmışlardır.

Türk müziği Orta Asya ozanlarından beri insan gönlüne hitap eden, ulvî duyguları râbbânî aşkları dile getirerek terennüm eden, sözün ağırlıkta olduğu bir müziktir. Dede Korkut’un kopuzundan yükselen nağmeler eşliğinde söylediği sözler hep mesaj yüklü olmuş; akıl, kalp ve ruhlarda her zaman derin izler bırakmıştır. Dede Korkut hikâyelerinde geçen gazi ve erenlerin başına gelenlerin velilik ve ululuğun anlatımı, medet isteme, yardım dileme gibi temalar hep müzik yoluyla dile getirilmiştir.

Uluğ Türkistan (Orta Asya)dan Anadolu’ya göç eden Türkler, beraberinde mûsikî kültürlerini de getirmişler; Anadolu’da kurdukları medeniyetle müzik kültürlerini geliştirerek daha da yüksek seviyelere taşımışlardır. Yüzyıllar içerisinde Türk kültür süzgecinden süzülerek gelen tür, form, üslûp ve konuları itibariyle son derece zenginlik ve çeşitlilik gösteren Türk müziği diğer milletlerin müzik tarihlerinde de görüleceği gibi, sosyo-kültürel değişimler ferdî zevk ve algılamaların yanı sıra milli kültürümüzün asli unsûrunu oluşturan mûsikîmizin bütün bu zenginliklerinin farkına varılmasının, sadece bizim için değil dışımızdaki dünya için de gerekli ve önemli olduğu düşüncesindeyiz. Çünkü, milletler artık kendi tarihi ve kültürel birikimleriyle uluslar arası platformda değer kazanıp kendilerine yer bulmakta farklılıklarıyla da önemli ve itibarlı bir konuma gelmektedirler. Giderek küreselleşen günümüz dünyasında ortaya çıkan yeni fikir ve sanat hareketleriyle de emperyalist amaçlar üzerine inşâ edilmiş küreselleşme teorilerinin aksine bu değerleri ön plana çıkarıp vurgu yapmakta referans göstermektedir.

Bizi biz yapan, kendi öz değerlerimizi inkâr edip yok saymakla bir yere varılamayacağı muhakkaktır. Şopen’i, Mozart’ı, Bach’ı sevip dinlemek için Hâfız Post’u, Itrî’yi, Dede Efendi’yi inkar etmenin bir anlamı olmadığı gibi çok sesli müziği anlayıp kavramak için de birer san’at abidesi olan “kâr”, “kârçe”, “beste”, “hoyrat” ve “bozlak” gibi eserlerimizden uzak durmaya gerek yoktur. Milletimiz bu yanlışlığın farkındadır ve günümüzde bunu çok da iyi anlamış bulunmaktadır.

Türk insanı zeybeklerle, halaylarla, horonlarla, Mevlevî ayiniyle tefekkür âlemine girmekte; semahlar ile de uhrevî hazzı yaşamaktadır.

Üstâd şair Yahya Kemal BEYATLI’nın “Eski Mûsikîmiz” adlı şiirinin ilk iki mısrası kurumsal anlayışımızı ortaya koymaktadır.

 

          Çok insan anlayamaz eski mûsikîmizden,

Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.