1) Gücünü tarihi geçmişinden, geleneğinden ve kendi öz değerlerinden alan konservatuvarımız için İLK HEDEF: Türk mûsikîsi kültürünü gelecek kuşaklara aynı görkemiyle devredebilmek, aktarabilmek; birer san’at abidesi olan Abdülkâdîr Merâğî,Dede Efendi, Itrî, Hâfız Post, Bekir Sıtkı SEZGİN, Cinuçen TANRIKORUR ,Alâeddin YAVAŞÇA gibi büyük mûsikî üstadlarını tanıtmak ve onları eserleriyle yaşatmak; geçmişine ve geleneğine bağlı ufku açık, uluslararası camiada saygın ve nitelikli san’atkârlar yetiştirmek olacaktır.

2) Bir eğitim-öğretim kurumu olmasının yanısıra, bir san’at kuruluşu da olan konservatuvarımız verdiği ve vereceği konser ve sair san’at etkinlikleri ile gerek ulusal ve gerekse uluslararası platformda ülkemizi, Türk-kültür ve san’atını en iyi şekilde temsil etmeyi hedeflemekte, ülkemizin uluslar arası alanda tanıtımına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

3) Halihazırda faaliyette bulunan Ankara’nın ilk ve tek Türk Müziği Devlet Konservatuvarı olarak GAZİ ÜNİVERSİTESİ TÜRK MÜZİĞİ DEVLET KONSERVATUVARI Türk kültür ve san’atı adına ÇALGI EĞİTİMİ, SES EĞİTİMİ,MÜZİKOLOJİ VE BESTECİLİK bölümleri, yüksek lisans ve doktora programları ile bu yüksek ideal ve hedefleri gerçekleştirmek için yola çıkmış ve bu çok önemli misyonu üstlenmiş bulunmaktadır.

Bu amaçlar doğrultusunda;

  • 2012-2012 Eğitim-Öğretim yılında yapılan sınavlar sonucu Çalgı Eğitimi Bölümüne 15, Ses Eğitimi bölümüne 12, Müzikoloji Bölümüne 5 öğrenci alınarak Konservatuvarımızda lisans eğitimi başlatılmıştır.
  • Konservatuvarımızda ayrıca; Yüksek Lisans ve Doktora programları açılmış; 15 öğrenci Yüksek Lisans, 7 öğrenci de doktora yapmaya hak kazanmıştır.

Gazi üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı bunların yanısıra Türkiye’de büyük ihtiyaç duyulan ve yıllarca ihmal edilmiş olan Türk müziği alanında akademisyenler yetiştirme görevini de üstlenmiş bulunmaktadır.

Mûsikî, insanla birlikte var olan ve insanlık tarihiyle başlayan fîtrî bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsani duyguların ifadesinde en mükemmel ve en tesirli bir anlatım aracı olarak mûsikînin tarihi de bu bakımdan insanlık tarihi kadar eskilere uzanır. Değişik milletlere ait mûsikîlerin tetkikinde gelenek, görenek, mizaç ve duyguların çok açık bir şekilde mûsikîlerine yansıtıldığı görülmektedir.Bu da her milletin kendine mahsus karakter ve kimliğini yansıtan milli bir mûsikînin var olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu sebeple; bir milletin milli kimliğinin oluşum süreci ile kültürel kimliğini ve bunları meydana getiren temel dinamikleri güzel san’atların en başında gelen mûsikîde görmek mümkündür.

Mûsikî tarihimizin bin yıla yakın bir geçmişi vardır. Bu zaman zarfında yetişen Türk mûsikîsi üstadları gerek mûsikî nazariyatı ve gerekse besteli eserler sahasında birbirinden değerli çok önemli eserler vücûda getirmişlerdir.

Türk insanının fîtrî yapısında var olan kahramanlık, civanmerdlik, şecaat, dürüstlük gibi hasletlerinin hemen yanında yer alan bir diğer önemli özelliği de estetik ve san’ata olan duyarlılığı ve bağımlılığıdır. Türkler din olarak islamiyeti seçtikten sonra fîtrî yapılarında var olan bu değerleri islamiyetle bütünleştirerek İslam dininin asırlarca en büyük hamisi olurken, mûsikîyi eğlencelerinde, askeri alanlarda kullandıkları gibi islamiyete hizmet yolunda da kullanmışlardır.

Türk mûsikîsi Orta Asya ozanlarından beri insan gönlüne hitap eden, ulvî duyguları râbbânî aşkları dile getirerek terennüm eden, sözün ağırlıkta olduğu bir mûsikîdir. Dede Korkut’un kopuzundan yükselen nağmeler eşliğinde söylediği sözler hep mesaj yüklü olmuş; akıl, kalp ve ruhlarda her zamanderin izler bırakmıştır. Dede Korkut’ta gazi ve erenlerin başına gelenlerin velilik ve ululuğun anlatımı, medet isteme, yardım dileme gibi temalar hep mûsikî yoluyla dile getirimiştir.

Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Türkler beraberinde mûsikî kültürlerinide getirmişler; Anadolu’da kurdukları medeniyetle mûsikî kültürlerini geliştirerek daha da yüksek seviyelere taşımışlardır. Yüzyıllar içerisinde Türk kültür süzgecinden süzülerek gelen tür, form, üslup ve konuları itibariyle son derece zenginlik ve çeşitlilik gösteren Türk mûsikîsi diğer milletlerin mûsikî tarihlerinde de görüleceği gibi sosyo-kültürel değişimler ferdî zevk ve algılamaların yanı sıra milli kültürümüzün asli unsûrunu oluşturan mûsikîmizin bütün bu zenginliklerinin farkına varılmasının, sadece bizim için değil dışımızdaki dünya için de gerekli ve önemli olduğu düşüncesindeyiz. Çünkü, milletler artık kendi tarihi ve kültürel birikimleriyle uluslar arası platformda değer kazanıp kendilerine yer bulmakta farklılıklarıyla da önemli ve itibarlı bir konuma gelmektedirler. Giderek globalleşen günümüz dünyasında ortaya çıkan yeni fikir ve san’at hareketleriyle de emperyalist amaçlar üzerine inşâ edilmiş küreselleşme teorilerinin aksine bu değerleri ön plana çıkarıp vurgu yapmakta referans göstermektedir.

Bizi biz yapan, kendi öz değerlerimizi inkar edip yok saymakla bir yere varılamayacağı muhakkaktır. Şopen’i, Mozart’ı, Bach’ı sevip dinlemek için Hâfız Post’u, Itrî’yi, Dede Efendi’yi inkar etmenin bir anlamı olmadığı gibi çok sesli müziği anlayıp kavramak için de birer san’at abidesi olan “kar”, “karçe” ve “beste”lerimizden uzak durmaya gerek yoktur. Milletimiz bu yanlışlığın farkındadır ve günümüzde bunu çok da iyi anlamış bulunmaktadır.

Türk insanı zeybeklerle, halaylarla, horonlarla, Mevlevî ayiniyle tefekkür alemine girmekte; semahlar ile de uhrevi hazzı yaşamaktadır.

Sözlerimi büyük şair Yahya Kemal BEYATLI’NIN “Eski mûsikîmiz “ isimli şiirinin ilk iki mısrası ile tamamlamak istiyorum

 

Çok insan anlayamaz eski mûsikîmizden,

Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.