“Sayın ÖSYM Başkanım, YÖK Kurulu Üyeleri, Sayın Rektörümüz, Sayın Rektör Yardımcıları, çok muhterem misafirler, üniversitemizin değerli akademisyenleri, sevgili öğrenciler…

Efendim, bu anlamlı günümüzde teşrif ettiğiniz için son derece mutluyuz, çok teşekkür ederiz. Yüksek Öğretim Kurulu’nun 18 Şubat 2010 tarihli kararıyla kurulmuş olan Gazi Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Ankara’da, ülkemizde tüm mûsikî severler tarafından coşkuyla karşılanan bir karar oldu ve bir hayâlin gerçekleşmesine neden oldu. Bu hayâlin gerçekleşmesi için katkılarını esirgemeyen, değerli yardımlarda bulunan öncelikle sayın Rektörümüze, daha sonra YÖK Başkanımız Sayın Prof. Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN’a, hocalarımıza sonsuz teşekkürlerimizi, minnettarlığımızı ifade etmek istiyorum. Ayrıca YÖK Kurulu Üyelerini, üniversitemizin senatörlerini, üniversitemizde ve diğer üniversitelerde bulunan akademisyen hocalarımızı da konservatuvarımızın kuruluşunda katkıda bulunduklarından dolayı minnetle anıyoruz ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Türk Mûsikî, Orta Asya ozanlarımızdan beri insan gönlüne hitâb eden, ulvî duyguları, rabbânî aşkları dile getirerek terennüm eden, sözün ağırlıkta olduğu bir mûsikîdir. Mûsikîmizde bir güzellik, bir ahenk, bir düzen, bir intizam vardır. Hep güzeli aramış, güzelin peşinde koşmuştur. Sâdece mûsikî değil diğer san’atlarda hep güzeli aramaktadır. Çünkü san’atın icrâ edilmesindeki asıl gâye mutlak güzelliği yakalamaktır. Mutlak güzellik insanı ilâhî güzelliğe götürmektedir. Kâinatın en güzel varlığı olan insanın kendisi bir san’at eseri değil midir?

Mûsikî dünya platformunda milletlerin kendi kültürel kimliklerini ifâde edebilecekleri çok etkili bir araçtır. Bugün farklı toplumların, ülkelerin kültürlerini, mûsikîlerini öğrenmek onlara ulaşmak çok kolay gibi gözüküyor, ancak millî mûsikîleri muhafaza etmek de bir o kadar zorlaşmıştır.

Gücünü geçmişinden, geleneğinden ve değerlerinden alan konservatuvarımız için ilk hedef; mûsikî kültürümüzü gelecek kuşaklara aynı görkemiyle devredebilmek, aktarabilmek olacaktır.

Mûsikîmizin dünya kültürüne sağladığı katkı payını artırabilmek ve muhafaza edebilmek, alanında iyi yetişmiş san’atkârlar ile mümkündür. Bu yükselişin de eğitim kurumlarıyla olacağı aşikârdır. Konservatuvarlar bunun için gereklidir.

Gazi Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı, Çalgı Eğitimi, Ses Eğitimi, Müzikoloji ve Bestecilik bölümleriyle bu misyonu üstlenmiştir.

“Ney gibi her dem ki bezm-i valsını yâd eylerem

Tâ nefes vardır kuru cismümde feryâd eylerem”

diyor Fuzûlî. Bizler de konservatuvarımızın kurulabilmesi için yıllarca feryâd ettik. Abdülkâdir Merâgi , Dede Efendi’nin, Itrî’nin, sözün kısacası Türk Mûsikîmizin hoş sadâsını sizlere dinletebilmek, gençlerimize öğretebilmek için.

Sözü fazla uzatmadan Yahyâ Kemâl BEYATLI’nın “Eski Mûsikîmiz” isimli şiirinin ilk mısraını sizlere hatırlatmak istiyorum. Diğer müzik okullarını her zaman kıskandığımı belirterek de sözümü noktalayacağım.

Diğer müzik okulları, Türkiye’de veya dünyada onuncu yıllarını, yirminci yıllarını, ellinci yıllarını, yüzüncü yıllarını kutladılar. Biz ise hep gıpta ile baktık, bizim okulumuz ne zaman kurulacak diye. Şükürler olsun ki kuruldu artık. Ve Yahyâ Kemâl’in iki mısrası ile sizi bu güzel san’at akşamında beraberce mûsikî dinlemeye, Türk Mûsikîsi dinlemeye dâvet ediyorum.

“Çok insan anlayamaz eski mûsikîmizden,

Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden ”

Teşekkür ediyorum.